Make your own free website on Tripod.com

baris dilekci

ermeni yalanlari
ana sayfa
baris dilekci
SITELER
gizli
OZLU RESIMLER
RESIM KATLI SIIRLER
BAGLI RESIMLER
meddah orta oyun
ILGINC KLIPLER
ISKENCE GORUNTULERI
ful album
POP
ARKADAS ARA
futbol
MP_3
en seçkinler
SARKI SOZLERI
TURKULERIM
OZLU SOZLER
CANLI TV
RADYO
SIIRLER_3
komik klipler
animasyon
galatasaray
Che Guevara albümü:
siyasal kilipler
seçkin siirler
HIKAYELER
hazir mesajlar
en güzel ask siirleri
guzel sözler
resim
siyasi
ermeni yalanlari
arkadalarim
en güzel mesajlar
komik
fikra
siirler
SIIRLER_2
bana ait
ünlü insanlarin hayati
konular
biliyormuydunuz
BILGI KUPU
google
burçlar
FOTAGRAFLARIM

Add Video to QuickList
ermenilerin 1. dünya savaşı sırasında türklere yaptığı işkenceler
Tags:
Added: 1 month ago   in Category: People

     Türkler Ermeni'lerle gerek selçuklu zamanında gerek Osmanlı zamanında olsun Ermeni'lerle çok iyi bir dostluk içerisinde idiler.
 
     Ermeni'lerle Türkler arasında ki dostlukların sallanışı  ilk olarak 93 Harbi denilen OSMANLI_RUS savaşında ortaya çıkmıştır. Bu dönemden sonra gerek yayılan milliyetçilik akımı , gerek avrupanın kışkırtmaları , gerekse Rusya'nın dolduruşları Osmanlı Ermeni arasında ki dostlukları bozsmuştur. Aslında onlarda biliyorlar ki ermeni soykırımı diye birşey yok. Ama bunu kabüllenmek istemiyorlar çünkü bu onlarda bir  silah gibi birşey. Avrupa devletlerinden bazılarınında bunlara destek varmesi ( fransa, ingirtere, Hollanda vb. ) arada ki durumu daha çok ateşlemiştir. Ermeni soykırımı vardır diyen avrupa devletlerinin sicil defterine baktığınızda ne kadar kara bir defter  karşınıza çıkacağınızı göreceksiniz. Aşadaki yazılarda belgeleri ile birlikte ermeni soykırı yoktur ermeni yalanı vardırı göreceksiniz.
                                              
                                 BARIŞ DİLEKÇİ
 
  
 
     

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv
Ermeni yalanlarına yanıt veriyor:

Ermeni Soykırımı değil
Ermeni yalanları

Ermeni yalanlarına karşı Atatürkçülerin savaşı

Ermeni soykırımı yalanları ile köşeye sıkıştırılmaya ve böyle bir soykırımı yaptığını kabulle zorlanan Türkiye, ne yazık ki, Atatürk döneminde olduğu gibi devrimci ve başı dik bir duruş sergileyememektedir. İşbirlikçi iktidarları bir kenara bıraktık, kendisine Atatürkçü milliyetçi diyen kesimler dahi, bu iddialar karşısında başı dik, onurlu bir tavır alamamaktadır.

Atatürkçüler arasında bu meseleyle ile ilgili öyle bir anlayış gelişmiştir ki, bu iddialara karşı çıkılırken, Türklerin soykırım yaptığı kabul edilmektedir. Kendisine “milliyetçi” diyen kesimin, Batının “Ermeni Soykırımı” saldırılarına karşı verdiği cevap, “siz kendinize bakın ve tarihte yaptığınız soykırımların hesabını verin” olmaktadır. İlk bakışta sağlam bir duruş ve oldukça mantıklı gibi gelen bu açıklama aslında, soykırım yalanlarına karşı bu cevabı veren kesimin içinde bulunduğu yenik ve ezik ruh halini yansıtmaktadır. Bu cevabı verenler bir süre sonra kendisini bu iddiaları ileri sürenlere teslim etmektedir. Oysa Atatürkçülerin bu iddialar karşısında alması gereken tavır, bu iddiaları nasıl geçiştiririm olmamalıdır. Nasıl onların da soykırım yaptığını kanıtlayabilirim veya biz soykırım yapmadığımızı nasıl kanıtlarız olmamalıdır. Çünkü, Türklere yüklenmek istenen suç tümüyle uydurmadır. Soykırıma kanıt olarak gösterdikleri belgeler tümüyle uydurma, tümüyle düzmecedir. Soykırıma karşı çıkanlar bunları bilmedikleri için hep savunma psikolojisi içinde hareket etmektedir.

Geçtiğimiz günlerde İleri Yayınları tarafından yayınlanan Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün “Ermeni Belge Düzmeciliği” ve “Mavi Kitaba Yanıt” kitapları, Batılı devletlerin uydurma ve düzmece belgelerle dayanarak Türkiye’yi suçlamasının gerçek nedenleri ortaya koymaktadır.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde kırk yıl uluslararası ilişkiler dersi vermiş, bu alanda yazdıkları yirmi dilde yayınlanmış, çalışmalarından ötürü yurtdışından ilerici çevreler tarafından onlarca madalya ve akademik ödül almış, Türkiye’nin yetiştirdiği sayılı Atatürkçü aydınlarından biridir.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Ermeni Türk ilişkilerine 1980’den önce başlamış, yabancı dillerde yayınlanmış yetmişi aşkın kitap ve kitapçığı vardır. Ataöv, “Ermeni sorunu”nun uluslararası düzeyde en önde gelen uzmanı olarak bilinir. 1984 ve 1985’teki iki Paris davasına konuyu iyi bilen otorite tanığı olarak katılmış, BM’nin Cenevre merkezinde bu konuya ayrılan özel toplantılara tek Türk olarak kabul edilmiş, dört Avrupa parlamentosu oturumunda görev yapmış, özellikle Londra ve New York gibi kentlerin radyo ve televizyonlarında bu konuda açıklamalarda bulunmuştur. Esasında Ataöv, Türk devletinin yapması gerekeni yapmış, yurtdışında Türk devletine yönelik saldırılara karşı tek başına mücadele etmiştir. Uzun yıllar Ermeni Soykırımı iddialarına kanıt olarak sunulan ve kimsenin sorgulamayı aklından geçirmediği belgelerin sahteliğini, düzmece olduğunu titiz çalışmaları sonucu ortaya çıkarmıştır.

1871 yılında Rus ressam Vassili Vereşçagin tarafından yapılan bu yağlıboya tablo Ermeniler tarafından soykırım belgesi olarak tüm dünyaya yutturuldu.

1871 yılında Rus ressam Vassili Vereşçagin tarafından yapılan bu yağlıboya tablo Ermeniler tarafından soykırım belgesi olarak tüm dünyaya yutturuldu.

1871 yılında Rus ressam Vassili Vereşçagin tarafından yapılan bu yağlıboya tablo Ermeniler tarafından soykırım belgesi olarak tüm dünyaya yutturuldu.

1871 yılında Rus ressam Vassili Vereşçagin tarafından yapılan bu yağlıboya tablo Ermeniler tarafından soykırım belgesi olarak tüm dünyaya yutturuldu.

Batıyla savaşımız devam ediyor

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün “Mavi Kitaba Yanıt” ve “Ermeni Belge Düzmeciliği” kitapları birbirinin tamamlayıcısı olarak tanımlanabilir. “Mavi Kitap” olarak bilinen kitap, Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere Hükümeti’nin desteğiyle ve parlamentosunun onayıyla yayınlanmış olan bir propaganda kitabıdır ve İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından yayınlanmıştır. Psikolojik savaş kitabıdır aslında. Kitapta ortaya atılan tezlerin, belgelerin hiçbir dayanağı yoktur. Tek amaç İngiltere’nin savaştığı devletleri güçsüz göstermek, tecrit etmek, iftiralarla suçlamak üzerine kurgulanmıştır. Türkiye’nin (o dönem Osmanlı’nın) sözde Ermenileri katlettiği ileri sürülmekte, bu şekilde sıkıştırılmakta ve tecrit edilmeye çalışılmaktadır.

Ataöv, “Mavi Kitap” için “Gerçekte, Ermeniler üstüne ve kısaca ‘Mavi Kitap’ diye bilinen yayın Atlantik’in her iki kıyısından doğmuş olan ve Türklere karşı düşmanlıktan düpedüz ırkçılık arasında mekik dokuyan ön yargılı benzer kavramları içermiş önceki yayınların kalıtı sayılabilir” demektedir. Ve kitaptan yaptığı şu alıntıyla bunu kanıtlamaktadır.

“...Hıristiyan bir ulus için Müslüman buyurganlığına bağlı boyunduruğun altında kalmak gibi bir sövgü olamaz... Türk ilerlemeye neden bu denli karşıdır? İlerlemeye dönük Ermenilerden neden bu denli şiddetle iğrenir? Çünkü, önce, Türktür; ve çünkü, ikinci olarak, Muhammedî’dir. Türk en iyi insan ırkının -Ermeniler gibi Hind-Avrupaî ya da Aryan ırkının- bir üyesi değildir. Türk ırklar arasında ikinci en iyiden, Yahudiler ve Araplar gibi Semitik ırktan da, değildir. Moğol ırkının bir kolundan gelir ki, bu yüzden karmaşık düşünceleri ve uygarlığın yüksek biçimlerini özümleme yeteneği yoktur. Türk’ün kavrayışta aşağılığının, ne yazık ki, son derece alçak bir dinle bütünleşmesi onu bugün neyse o yapmış, yani yabanıldan daha kötü duruma sokmuştur... Türk kafese konması gereken vahşi bir hayvandır... Bir Kürd’ün ya da bir Türk’ün ayağına tezliği, isteği ya da azgınlığını anlatmak için köpekler, çakallar, kaplanlar ve benzeri hayvanların adlarını, bir benzetme ya da yakıştırma amacıyla, kullanmak zorunda kalıyorsam, bu hayvanlardan özür dilerim. Yalnızca dilin fukaralığı bu kullanımı bağışlatabilir.”

Ataöv’ün gözünden kaçmayan bu tanımlama aslında, Batının Türk’e bakışının özünü oluşturur. Türk’ü en vahşi haydan bile daha aşağılık gören bir zihniyetin, bağımsızlık savaşı sonrasındaki yenilgiyi kabullenmesini beklemek saflık olur. Bugünkü saldırılarının altında yatan gerçek Ataöv’ün kitabında belirttiği bu gerçektir. Bu sözlerinin yazarları Hırıstiyan bir misyoner ve önde gelen bir Ermeni topluluğunun başkanıdır. Bu sözlerin bizlere gösterdiği tek gerçek ise Türkler hiçbir zaman “soykırım yapmadıklarını” kanıtlayamayacaklardır! Bu yöndeki tüm çabalar beyhudedir. Çünkü Türk’tür ve düşmandır. İster kabul edelim ister etmeyelim Batılının bizlere bakışı böyledir.

Her şey propaganda, Batılı olmayana karşı topyekün savaş

Batılının Türk’e karşı savaşında, bugün çok ünlü yazarlar olarak karşımıza çıkarılan insanlar, çok güvenilir haber kaynakları olarak karşımıza çıkarılan kurumlar aslında propaganda faaliyetinin birer araçları olduğunu Ataöv belgeleriyle ortaya koymaktadır.

“Yıllık 120.000 pound resmî para desteği gören Reuters haber ajansı, ‘propagandacı’ etiketi üslerine yapışıp kalır mı diye zaman zaman kaygılandığı oluyorsa da, yurt dışına ayda bir milyon kelime yollamaktan geri durmuyordu.

Bir çok yetenekli yazar kendilerini vakit yitirmeden savaş amaçlarına adadılar. Belleğimizi birazcık zorlarsak, İngiliz şiirinde William Shakespeare’den hemen sonraki yere oturan ve Yitirilmiş Cennet ile Yeniden Kazanılan Cennet’in yaratıcısı ve ayrıca (özgürlükler kuramı üstüne) Areopagitica’nın da yazarı olarak bilinen John Milton (1608-74) bile (Charles I’e karşı Parlâmentoyu desteklemiş, ardından kralın idamını imzalamış olan) Oliver Cromwell düzenini tutmuş, giderek onun hükûmetinde görev almamış mıydı? İngiliz Romantizmini başlatanlar içinde en önde gelen ve ülkesinin başlıca ozanlarından biri William Wordsworth (1770-1850) Napolyon Savaşlarının son yarısında İngiliz benliğinin yüksek tutulmasına omuz vermemiş miydi? Kraliçe Victoria döneminin ünlü ozanı Alfred Tennyson da (1809-92) Kırım Savaşı’ndaki yürekler acısı yanlışları örtbas etmek amacıyla, ‘Hafif Tugayın Saldırısı’ başlıklı yapıtını kaleme almamış mıydı? Ne var ki, bu büyük yazarlar, önemle vurgulamalı ki, aynı zamanda, ülkelerinin düşmanlarını öne çıkarıp onları alkışlamaktan da geri kalmadılar.

Masterman’ın kiraladığı yazarlar ise, yalnız kendi askerlerini övdüler ve savaşın gerçek koşullarını gizlediler. İyi ücret alıyorlardı.”

Çok güvenilir denilen haber kanallarının, çok güvenilir ve saygın denen yazarların gerçek yüzleri işte budur. Batının haber kanallarının verdiği haberlerin, Batının saygın kabul edilen yazarlarının eserlerinin tek amacı vardır, kendi devletlerinin propagandasını yapmak, kendisinden olmayanı yok etmenin önünü açmaktır.

Bu öyle bir savaştır ki, Batılı ülkeler vahşi saldırganlıklarını başta kendi kamuoyu olmak üzere kabul ettirebilmek için, birçok savaşta, kimi ressamlara -ki bunlar oldukça ünlü olur- propaganda amaçlı uydurma resim yapma görevi vermektedir. Uydurma resimlerle, uydurma yazışmalarla, uydurma konuşmalarla saldırı bugün onların en büyük dayanaklarıdır.

Ermeni Belge Düzmeciliği

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün “Ermeni Belge Düzmeciliği” kitabı, bu uydurma belgelerin nasıl imal edildiklerini, nerelerde ne zaman kullanıldıklarını ortaya koyar. Bu belgelerin neler olduklarını, Türkkaya Ataöv’ün bu belgelerin sahteliklerini nasıl ortaya çıkardığını yine kendisinden okuyalım.

“Kısaca ‘Ermeni sorunu’ denen karmaşa içinde çok sayıda düzmecilikler -daha yaygın deyimiyle, sahtekârlıklar- var. Son doksan yıldır, kimi Ermeni kişi ve kuruluşları, Türklere karşı savaşımlarını -aynı yola kattıkları yandaşlarını türlü biçimlerde ödüllendirmeyi de boşlamayarak- hilebazlığın, kandırmanın, uydurmanın, kısaca düpedüz yalanın ağır bastığı yöntemle sürdürdüler.”

Ataöv, Ermeni meselesine bu şekilde bakarken, bu uydurma belgelerin en çarpıcılarına kitabında yer vermektedir. Bu örneklerden çoğuna ucuz magazin haberlerinde bile rastlayamayız. Hele Atatürk’ü, soykırım iddialarına dayanak gösterdiklerini kimi kanıtları vardır ki, bu kanıtlar karşısında Türk devletinin neden bu kadar acz içinde olduğunu anlamak mümkün değildir.

Atatürk’ün ayak dibindeki Ermeni çocuğunun ceset foto kurgusu

“2005 yılının ortasında önde gelen günlük gazetelerimizin birinde yayınlanmasını sağladığım iki fotoğrafın kurgu olanı, yüzyılımıza en başarılı ve öngörülü devlet adamı diye damgasını vuran büyük Atatürk’ün ayakları dibindeki köpek yavruları yerine, basit ve aşağılık bir yöntemle, bağırsakları dışarı fırlamış sözde bir Ermeni çocuğunun cesedini gösteriyordu.”

Ataöv’ün tarif ettiği bu resim, Atatürk’ün az bilinen bir resimdir ve bu özelliğinden dolayı özellikle seçilmiştir. Bu resim Amerika’da Kaliforniya Üniversitesinde düzenlenen bir Ermeni konferansının tanıtım afişinde kullanılmıştır. Ve resmin üstünde “İnkârın yüzü yalan söylemez” yazmaktadır. Belgeyi hazırlayanlar kendilerinden o kadar emindirler ki, resmin üzerindeki Latife Hanım’ın imzasını silmeyi akıllarından geçirmemektedirler. Dönemin hükümeti, Atatürk’e ve Türk devletine hakaret sayılacak bu girişim karşısında sessiz kalırken, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, resmin orijinalini bulmuş, sahtesiyle birlikte günlük basında yayınlatmayı başarabilmiştir. Bu yayın üzerine dahi, iktidara sahip olanlar gaflet uykusundan uyanmamışlardır, belki de uyanmak istememişlerdir.

Ataöv, buna benzer onlarca örneği, soykırım yalancılarının nasıl kullandıklarını bizlere göstermeye devam eder.

Yağlıboya tablosunu bile kanıt olarak kullanmaya çalışıyorlar

Bunlardan en çarpıcı olanı, insanın bu kadarına pes doğrusu dediği 1871 tarihinde yapılan bir yağlı boya tablosunun yıllarca soykırımının kanıtı olarak kullanılmasıdır. Resmin hikayesini Ataöv’den dinleyelim:

“Resim üst üste piramit biçiminde yığılmış kafataslarını, daha doğrusu onlardan oluşan tepecikleri gösteriyordu. Besbelli ki, bir kıyım, bir seri acımasız kan dökümü söz konusuydu. Resmi görende uyandırılmak istenen ve herhalde uyanan kanı bunun bir olayın fotoğrafı olduğuydu. Hangi bağlamda kullanıldığına gelince: kitap, kitapçık, makale, kartpostal ya da tek sayfalık el duyurusu sürekli olarak Ermeni sorunuyla ilgiliydi. Ondan da öte, bu düzmeceyi tasarlayanların amacı resmin 1915 ve dolaylarındaki olaylarda kıyıldıkları öne sürülen Ermenilerin kafataslarının fotoğrafı olduğu etkisini beyinlere yerleştirmekti.”

Oysa resmin soykırımla uzaktan yakından ilgisi yoktur.

“Duraksamadan ama özet biçimde ekleyeyim ki, bu resim 1842’de doğup, 1915 olaylarından on bir yıl önce, 1904’de yitip gitmiş olan ünlü Rus ressamı Vassili Vereşçagin’in 1871’de başlayıp 1872 başında, yani gene 1915 olaylarından tam 44 yıl önce bitirdiği yağlıboya bir tablodur. Sanatçının kendi seçtiği başlığı ya da konusu şudur: “Abofeoz Voinı”, yani “Savaşın Kutsallaştırılması”. Üstelik, bu tablo Moskova’da aydın Rusların geniş bölümünün iyi bildiği ve yabancı gezginlerin de uğramadan edemedikleri Tretyakov Galerisi’nin önde gelen yapıtlarından biridir.”

Ataöv’ün belirttiği gibi resmi yapan da, resmin nerede ve ne zaman yapıldığı da bellidir. Ancak buna rağmen bu resim Ermeni ve Türk düşmanı çevreler tarafından dünyanın çok çeşitli ülkelerinde Türkleri soykırımcı göstermek için kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Bu örnekler kitaptan seçtiğimiz uydurma belgelerin en çarpıcılarıdır. Ama genel olarak kitapta yer verilen uydurma belgeleri neler olduğunu Ataöv şu şekilde ortaya koyar:

“(a) Bir ulusun kurtuluş önderi, haklı savaşımların esin kaynağı olarak ulusal önderden de öte büyük devlet adamı ve halkının bilincinde yaşamını bugün de sürdüren Mustafa Kemâl Atatürk’e yöneltilen üç ayrı masalın iç yüzü; (b) 19’uncu yüzyılın bilinen bir yağlıboya tablosunu 1915-17 yıllarının bir fotoğrafı diye yutturma acı-komedisi; (c) Aram Andonian (Andonyan) adlı bir Osmanlı Ermenisinin kıyım suçlamalarını, Talât Bey (4 Şubat 1917’de Sadrazamlığa yükseltilmesiyle Paşa) başta olmak üzere, iktidardaki İttihad ve Terakki Fırkası ileri gelenleriyle kimi yerel görevlilere, düzmece belgelerle yöneltmesi; (ç) Almanya’da Nazi dönemi buyurganı Adolf Hitler adlı dengesizin 22 Ağustos 1939 tarihli iki konuşmasından birine, anlaşıldığı üzere, sonradan eklenen bir cümleyle, Türkleri yalnız 1915 olaylarının tek sorumlusu değil, aynı zamanda faşist Almanya’da ve Nazi işgâl ordularının girdiği her Avrupa ülkesinde yaygın ve acımasız Yahudi soykırımının da dolaylı özendiricisi gibi gösteren çaba ve (d) Türk Ordusunun Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda İzmir’e ulaşmasının hemen ardından, o olaydan dört gün sonra, bu görkemli kentin önemli bir bölümünün yanıp kül olması sorumluluğunu, böyle bir yangında hiçbir çıkarı olmamasına ve ayrıca kanıtların önce Ermenileri, sonra da Rumları göstermesine karşın, Türklerin omuzlarına yıkma girişimleri.”

Her şey yalan, tek gerçek Türklük

Prof. Dr. Tükkaya Ataöv’ün bu çalışmaları bize, Türklüğe karşı saldırıların hepsinin arkasında istisnasız büyük bir yalanın yattığını göstermektedir. Özellikle “Ermeni soykırımı” iddiaları tümüyle yalana dayanmaktadır. Hem de öyle zeka isteyen yalanlar değildir. Çok bilinen bir yağlı boya tablosu bile bu yalanın bir parçası olmaktadır. Burada sorgulanması gereken, bunca basit ve çocukların bile kanmayacakları yalanlarla karşı Türk milleti neden suçluluk psikoloji içinde hareket etmeye zorlanmaktadır? Tarihte hiç olmamış bir olayı, neden kabul eder bir noktaya gelinmiştir? Atatürkçülerin, milliyetçilerin sorgulaması gereken şey budur. Yalanlara karşı isteseniz de kendinizi avunamazsınız. Bu yalanlara karşı, savunmaya geçerseniz yenilgi kaçınılmaz olacaktır. Burada yapılması gereken tek şey reddetmektir çünkü ortada böyle bir olay yoktur. Bu yalanların tek bir amaca yönelik olduğunu görmek gerekir. Tüm bu yalanların tek nedeni Türk düşmanlığıdır, Türklerin varlığını kabul edememektir.

Öncelikle bu yalanların neler olduğunu görelim ve kendimizi sorgulayalım. Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün “Mavi Kitaba Yanıt” ve Ermeni Belge Düzmeciliği” kitapları, ortaya atılan yalanların neler olduğunu görmemiz ve bu yalanlara karşı nasıl savaşılması gerektiği konusunda iyi bir başlangıç olacaktır.

Enter supporting content here

semahhh.jpg

NAZİLLİ SEMAH GURUBU